Home / OSHO KİTAPLARI / EGO 24 – AYDINLANMAK 2

EGO 24 – AYDINLANMAK 2

Aydınlanmanın gerçekleşmesi için özel bir yere, özel bir zamana ihtiyacı var mıdır?

Her yer özeldir çünkü her yer Tanrı ile dolup taşmaktadır. Hiçbir yer sıradan değildir. Aydınlanma senin tuvaletinde bile gerçekleşebilir. Aydınlanma senin tuvaletinden korkmaz! O herhangi bir yerde olabilir. Kutsal yerlere gitmene gerek yoktur. Öyle bir yer yoktur. Tüm varoluş kutsaldır! Varanasi’ye ya da Kudüs’e ya da Kabe’ye gitmene gerek yoktur; hepsi saçmalıktır. Her yer Tanrı ile doludur. Her nokta özeldir.

Ve hangi özel zamanı soruyorsun? Aydınlanma için belli bir iklim, belli bir mevsim var mıdır?

Aydınlanma aslında gerçekleşen bir şey değildir. Şayet gerçekleşen bir şey olsaydı, o zaman belki belirli bir toprakta, belirli bir iklimde, belirli bir yerde, belirli zamanlarda daha olası olabilirdi. Ancak aydınlanma gerçekleşen bir şey değildir.

Aydınlanma basitçe bir farkındalıktır; her zaman aydınlanmış olduğunun, tek bir anlığına bile onu kaybetmemiş olduğunun, sadece uykuya dalmış olduğunun farkında olmaktır. Bu yüzden sen Zen ustalarının garip satori tecrübeleriyle karşılaşırsın.

Birisi pazardan geçmektedir ve bir başkasının Diamond Sutra’yı ezberinden okuduğunu duyar. Sadece tek bir satırı duyarak aydınlanır. Sadece Diamond Sutra’dan tek bir satır duyarak, en başından beridir aydınlanmış olduğunu duyarak bu nasıl mümkün olur?

Evet, bu olabilir çünkü aydınlanma senin doğandır, senin doğanın ta kendisidir. O dışarıdaki bir şey değildir. Çiçek zaten açıyor, sadece sen ona bakmıyorsun. Sen başka yerlere bakmayı sürdürüyorsun, içine bakmıyorsun.

Bu gerçekleşebilir… Bazen usta müride vurur — ustanın elindeki kafasına gelir ve bir şey onda tetiklenir— ve ansızın düşünme durur. Birden o fark eder, farkındalığa ulaşır.

Herhangi bir şey… Bir müridin sessizce oturup meditasyon yaptığı, aylarca, yıllarca meditasyon yaptığı söylenir. Usta gelir, elinde bir tuğlayla gelmiştir ve bir Buda gibi oturmakta olan müridin önünde onu ovuşturmaya başlar. Ve mürit hareketsizce, bir heykel gibi saatlerce oturma konusunda son derece becerikli hale gelmişti. Şimdi ise bu usta taşın üstünde tuğlayı ovuşturuyordu, mürit muazzam bir rahatsızlık hissetmiş olmalı. Sinirleri tepesine çıkmış olmalı: Birisi onun tam önünde bir tuğlayı ovalıyor ve bu kendi ustasından başkası da değil! Kontrol etmeye ve kontrol etmeye çalıştı ve sonra çok fazla geldi ve “Durdurun şunu! Ne yapıyorsunuz?” dedi.

Ve usta, “Bu tuğladan bir ayna yapmaya çalışıyorum — ovuşturuyorum, ovuşturuyorum, ovuşturuyorum — bir gün o bir ayna olacak” dedi.

Ve mürit kahkaha attı, “Çıldırmış olmalısınız.” Ve usta dedi ki “Peki ya sen? Sen zihninin tuğlasını yıllardır ve yıllardır ovuşturuyor ve ovuşturuyorsun ve herhangi bir şey olacağını mı zannediyorsun?

Birden bulutlar dağıldı: “Evet!”

Mürit fark etti, ustanın ayaklarına kadar eğildi.

Ancak usta farkında olmama katmanının çok kalın olduğu anlara dikkat etmek durumundadır.

Aydınlanma herhangi bir yerde gerçekleşebilir, herhangi bir an gerçekleşebilir. Sen sadece ona izin vermelisin. Bu yer ve zaman meselesi değildir, bu senin ona izin vermenle ilgilidir. Bir hikâye modern bir Zen hikâyesi; onu Zen kitaplarında bulamazsın:

Bir Arayanın Aydınlanması.

Ciddi bir genç adam yirminci yüzyılın ortalarındaki Amerika’nın çatışmalarını kafa karıştırıcı bulmuştu. Pek çok insana başını derde sokan anlaşmazlıkları çözmek için bir yol arayışı ile gitti. Ama dertleri bitmedi.

Bir gece bir kahvede kendinden menkul bir Zen rahibi ona şöyle dedi: “Senin için yazdığım şu adresteki yıkık konağa git. Orada yaşayanlarla konuşma: Yarın akşam ay doğana kadar sessiz kalmak zorundasın. Ana holün sağındaki büyük, geniş odaya git, kuzeydoğu köşesindeki taş dolgunun üzerine lotus pozisyonunda otur, köşeye otur ve meditasyon yap.” Zen rahibinin tarif ettiği gibi yaptı. Meditasyonu sıklıkla endişeler tarafından kesintiye uğratıldı. O ikinci kattaki boru bağlantılarının ve üzerinde oturduğu diğer edevatın kopup düşeceğinden endişeleniyordu. Ayın bir sonraki gece ne zaman doğduğunu nereden bileceği hakkında endişelendi. Odadan, aralarından geçtiği insanların kendisi hakkında söylediklerinden endişelendi.

Endişelenmesi ve meditasyonu, sanki onun inancını test edermiş gibi ikinci kattan üstüne pis sular dökülünce rahatsız edildi. Aynı anda iki kişi odaya girdi. Birinci adam ikincisine orada oturan adamın kim olduğunu sordu. İkincisi cevapladı, “Bazıları kutsal bir adam olduğunu söylüyor, diğerleri ise bok kafalının teki.”

Bunu duyunca adam aydınlanmıştı.

Bu sadece herhangi bir durumda hazır olmakla ilgili bir şeydir. Şimdi bunu duymak —bir Diamond Sutra değil— ancak o, bunu duymuş olmalı, o anda bütünüyle dikkat kesilmiş olmalı. Doğal olarak birisi senin hakkında, “Bazıları kutsal bir adam olduğunu söylüyor, diğerleri ise bok kafalının teki” dediğinde tüm düşünme durmuş olmalı: Bunu duyunca adam aydınlanmış. Herhangi bir zaman herhangi bir yerde başına gelebilir. Aydınlanma mevcuttur. O dışarıdan gelmez. Düşünceler kaybolduğunda, o senin içinden gelir. Düşünceler senin dikkatini dağıtmadığında ve ansızın sen sessizsindir. Basitçe uyanık, basitçe dikkat kesilmişsindir. O senin varlığının en derindeki özünden gelir. Ve o hoş bir koku gibidir. Ve bir kez onun gerçekleştiğini görürsen o sonsuza dek senindir.

 

About Andre Dindisyan

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

Scroll To Top