Home / İÇİMİZDEKİ ENERJİ / İÇİMİZDEKİ ENERJİ 2

İÇİMİZDEKİ ENERJİ 2

Herşey ve kherkes bir şekilde birbiri ile ilişki içerisindedir.

HER ŞEY BİRBİRİYLE BAĞLANTILIDIR

1905’te Albert Einstein, bütün Newton yasalarını yıkan ünlü izafiyet teorisini açıkladı.

Bu teoriye göre, uzay üç boyutlu değildir. Zaman da uzaydan ayrı bir kavram değildir. Uzay ve zaman, birbirine sıkı sıkıya bağlıdır ve dört boyutlu bir evreni oluştururlar. Bu durumda, Einstein’a göre, zaman doğrusal değil, görecelidir. Zaman ve uzay, bir doğa olayının oluşması için belirlenmiş i-ki elemandan başka bir şey değildir.

“Gül, insanoğlu onu böyle adlandırdığı için güldür;

insan olmasaydı, bir enerji kasırgası şeklinden başka bir şey olmayacaktı.”

E. H. Shattuh

Uzay ve zamanın göreceliği teorisi, bize sonsuz olanak­larla dolu bir dünyanın kapılarını açar. Şimdiye kadar çözül­memiş sayısız soruyu yanıtlar. Örneğin, önceki yaşamlarımı­zı algılama kapasitesini veya gerçekleşebilecek olayları “gör-me”yi (önsezi) açıklamak için bu doğrusal olmayan zaman kavramına başvururuz. Kimi zaman bir olay olmadan önce, bunu “önceden hissedip”, ardından da bu olayın gerçekleş­mesine tanık olmadınız mı? Ya da uyurken rüyanızda yoğun bir şekilde yaşadığınızı gördüğünüz bir olayın gerçekliğine, uyandıktan sonra dahi inanmadınız mı? İncil’de buna benzer “önceden görmeler”, “ermişlerin gizli şeyleri görme” olayla­rından bahseden çok sayıda örnek yer alır. “Dejavu” da aynı şekilde, doğrusal olmayan zaman kavramından ileri gelir.

                                                              

GEÇEN ZAMAN VE BÜYÜK ZAMAN

Zaman ve uzay, bir doğal olayın açıklanmasında, hatta bizim için bile değiştirilmesi durumunda şimdiye kadar temel aldığımız altyapıyı yerle bir edecek kadar önemli yapılardır. Henüz günlük yaşantımızla, Einstein’ın izafiyet teorisinin bu kısmını birleştiremedik. Duyu üstü deneyimlerimizi açıklar­ken, hâlâ Nevvton’un mekanik teorisine başvuruyoruz. Şu örneği ele alalım: Louise, arkadaşı Josiane’ın bir trafik kaza­sı geçirebileceğini çok derinden “hissetti” diyelim. Bu “izle­nim “ini doğrulamak için Louise, saati not edip arkadaşını telefonla arar. Josiane da onu, hiçbir şeyin olmadığına ve her şeyin yolunda olduğuna inandırır. Bu durumda, Loui-se’in ilk tepkisi (Newton’un düşünüşüne göre), izleniminin “kendi hayal gücünün bir ürünü” olduğuna kendini inandır­maktır. Zaman doğrusal olmadığı için (geçmiş, şu an ve ge­lecek, genel sıralamaya göre), olay, biz onu “görürken” ge-çekleşebileceği gibi, çoktan yaşanmış ya da ileriki bir tarihte yaşanacak da olabilir. Olayın sadece bir olasılık olarak kalıp kendini hiçbir zaman göstermemesi de mümkündür. Bunun­la birlikte, söz konusu olayın biz onu “hissettiğimizde” mey­dana gelmiş olmaması, hiçbir şekilde olma olasılığının bu­lunmadığı anlamına da gelmez.

Deneyimlerimizin yargılarının zayıflamasını durduracak olan Büyük Zaman’dır, çünkü onlar Nevvton’un doğrusal za­man kavramıyla desteklenemezler. Hepimiz saatin (New­ton’un yasalarına göre) ilerlemesine rağmen, zaman durmuş veya – özellikle de çok mutlu olduğumuzda – çok hızlı geçi­yor sandığımız durumlar yaşamışızdır. Zamanı anlamak için kullanacakları Nevvton yasalarına uygun saatleri olmayan Kızılderili toplumlarında, zaman ikiye bölünmüştür: “şimdi” ve “diğer tüm zamanlar”. Avustralya yerlilerinde de iki çeşit zaman kavramı vardır: “geçen zaman” ve “Büyük Zaman”. Büyük Zaman içinde ne gelişiyorsa sıralanabilir, ama tam olarak belirlenemez.

                                                           

ÖNCEKİ YAŞAMLAR VE GELECEK YAŞAMLAR

Einstein’ın uzay-zaman evreni teorisi bize, olayların algı­lanan doğrusallığının izleyen kişiye bağlı olduğunu gösterir. Hepimiz “önceki yaşamlarımızı, fiziksel bir evrende, aynen şu anımıza yaptığımız gibi, uzak bir geçmişteymiş gibi de­ğerlendirmeye özen gösteririz. Ünlü Amerikalı medyum Ed-gar Cayce, bize “önceki yaşamlar”ımızın ve “gelecek ya­şamlarımızın aynı anda ve kendilerine has boyutlarda bu­lundukları çok boyutlu bir gerçekten bahseder. Demek ki, “önceki” yaşamımız, başka bir uzay-zaman evreninde şu an­da gelişiyor muş gibi algılanabilir. Çoğumuzun “önceki ya­şam” deneyimleri olmuştur ve bunların etkilerini de, yaşayah çok az zaman geçmiş gibi hissetmişizdir. Buna rağmen, “ge­lecek yaşamlarımızın “burada ve şimdi” içinde bulunduğu­muz yaşamımızı etkileyiş tarzından çok ender bahsederiz.

Seth adındaki bir varlıktan mesajlar ileten Amerikalı medyum Jane Roberts’e göre, bu boyutlara veya “yaşamla­ra” geçebilmek, dönüşüm için gerekli olan sevgi ve bilgi ol­duğu zaman mümkün olabilir. Bir başka deyişle, bu “şimdi­ki” yaşamdan, “geçmiş” veya “gelecek” yaşamlarımıza da geçebiliriz.

Madem ki, “geçmiş” veya “gelecek” yaşamlarımızda bu­lunmayı seçebiliyoruz, ana amacımız bu dönüşüm evresi olmalıdır. Bu bir oyun ya da kibirlenecek bir şey değildir. Ta bii ki, hepimiz kendimizi firavun ya da çok soylu bir kişi gibi görmeyi, dilenci ya da katil olmaya tercih ederiz. Ama elimiz­deki çalışmanın amacı bu değil. Önceki hayatı tekrar yaşama­yı istediğimize göre, asıl hedefimiz, tayin edildiğimiz özel gö­rev veya işi uygulamamız için, şimdiki yaşantımızı engelleyen sorunlardan kurtulmak olmalıdır. Geçmiş yaşamlarımızda izi olan sorunların, her zaman şimdiki yaşantımızın üzerinde et­kisi vardır. Yine tekrarlıyorum ki, her şey birbirine bağlıdır.

About Andre Dindisyan

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

Scroll To Top